Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

crazy_frizzy

Şiir Sesli Şiir Video Aşk Hikayeleri Flash Animasyonlar

Yazılar

Aladattığın Ben Değildim ki

Bunlar doğru değil diye bağırmak, hatta karşısındaki adamı parçalamak istedi,

hem de tek tek her zerresine ayırarak..

olmazdı ama yapamazdı ki…

Salon etrafında döndü, döndü, döndü…

Başka biri vardı demek, bunca yıllık emek başka tenin çekiciliğine kurban

edilmişti demek…

Ya benim sevgim, ya benim aldanmışlığım…

Çok güvendiği adam ne kadar kolay unutmuştu demek tüm

yaşanmışlığı…Hiçbirşey söylemedi, söyleyemedi, boğulduğunu hissetti.

Afallamıştı, şaşkındı çok; bağırarak ağlamak, isyan etmek g

eliyordu içinden ama bir yumruk gelip oturmuştu işte boğazına, yapamadı. Kalktı usulca, farkında olmadan balkona çıktı, beyaz taşların üzerine oturdu, kolları iki yanda başını kaldırdı yıldızlara baktı uzun uzun…

Orda olmak istedi, o kadar uzakta, olamadı…

Gece ne zaman şafağa söktü, serinlemiş hava da…

Kalktı yatağına gitti, hiçbirşey olmamış gibi uyuyan adamın yüzüne bir tokat almak geldi içinden ama yine kendini tuttu.

Gitti kanepeye uzandı, yumdu gözlerini, uyumak istedi, uyanınca herşey bir rüyaymış çok şükür demek istedi, bunu tüm hücreleriyle istedi… Uyandı, herşey aynıydı. Sıkı sıkı yumdu gözlerini, tekrar açtı…

Yok, kahretsin değişen hiçbir şey yok!

Yokoluştuysa o günler, ilk günü başlamıştı işte…

Sorunu olan kadınlar ilk iş kuaföre gider, demişti biri geçen gün.

Aniden fırladı bir yere yetişircesine koşar adımlarla kuaförüne gitti… Saçımı değiştir kes, boya…

Yap birşeyler ama kalktığımda bu ben olmayayım dedi. Saçları kesildi, boyandı, fönlendi. Güzel oldum dedi içinden. Ama ya gözlerim, bu hüzün kaç saç bakımında silinir ki…

Eve gitti alışık adımlarla..

Kapıya anahtarı soktu, açıldı kapı, yüzüne başka tenlerin kokusu vurdu, midesi bulandı. Tuvalete koştu çıkardı içindekileri tüm yaşanmışlığı temizleyecekmiş gibi…Ah aptal kadın! En kötüsü belirsizlikmiş, dedi, ne yapacağını bilmiyordu. Filmlerdeki onurlu kadın tavrıyla kapıyı çarpıp gitmek istiyordu, adamın yine filmlerdeki gibi pişmanca yalvaracağını umarak…

Ama gidemiyordu çok emek verilmiş bu sevgiye bir şans tanımak istiyordu. Ondan şans isteyen bile yokken üstelik…

Beynindeki yanılsamalar işte tam da bu an başladı.

Kocası bir çeşit hastaydı, yanında olmalıydı ona yardım etmeliydi, birşeyler yapmalıydı. Yoksa kadınca bir kaybetme korkusuyla istemdışı bir mücadele miydi , anlamadı hiç bunu. Şaşılası bir hızla tüm tavırlarını “hiçbirşey olmamış” a çevirdi, mutfağa gitti yemek yapmaya başladı, özenerek, tek tek severek her sebzeyi…

Lanet olsun neden lezzetli olmuyor ki bu!

Elimdeki mutluluk gitti ondan mı diye düşündü , düşünmesiyle de hemen hep yaptığı gibi bilinçaltına itti bunu da. Yok canım domatesler sera domatesi , hiç benzer mi bahçe domatesine. Hah, kokusu bile yok ki tadı olsun…

Unuttu tencereyi ocakta, salona gitti…

Kokusuz domatesler, soğanlar da karardı kaldı ocakta, tıpkı içi gibi… Olağanüstü bir enerjiyle koltukların yerini değiştirdi tam üç kez, sırtından terler akıyordu, kolları ağrıdı…

Ağrıdıkça unuttu, ağrıdıkça daha büyük bir gayretle çalıştı.

Koskoca halıyı sildi büyük bir hırsla defalarca…

Camları sildi!

Parlattı, vitrinin örtülerini değiştirdi, içindekileri tek tek okşarcasına sildi. Çok güzel olmuştu, işte bu benim yuvam, dedi, gururla. Kapının eşiğine oturup eserini keyifli gözlerle izlemeye başladı, bir de sigara yaktı, uzattı ayaklarını…. Vitrindeki çiziğe takıldı gözü, ilk evimizi yerleştirirken olmuştu, kapıya sürtünmüştü taşırken, nasıl üzülmüşlerdi, daha taksitleri bile bitmedi diye. Üzülme demişti, kocası, üzülme…

Bizim mutluluğumuz minicik bir çiziği görmeyecek bu evde…

Hep mutlu olacağız hep!!! Şu küçük hurda televizyonu da atmaya kıyamadılar hiç, oysa şimdi kocaman ekranlı bir tane varken..Ama onu ikinci el eşya satan bir dükkandan alıp koymamışlar mıydı başköşeye, atmaya kıyamadılar anıların hatırına … En güzel örtülerle süsledi onu hep, üstünde de mutlu fotoğrafları… Hayvannn diye haykırdı, hayvansın, nasıl yaptın, nasıl unuttun? Böğürerek ağladığının ayırdına vardığında kendini durdurması imkansızdı. Günlerdir biriken ne varsa kusuyordu, sefilce ağlıy!

ordu, evin salonunda mutfağında yankılandı ağlaması, hıçkırıkları,.. Duvarlar sustu, vitrin sustu, televizyon sustu…

Hepsi dinlediler…

Sonra sesi yavaş yavaş küçük iç çekişlere kaldı. Kendini sürükleyerek banyoya attı, suyun altına girdi, hiç kıpırdamadan gözlerinden sicim gibi yaşlar inerek ne kadar kaldı suyun altında farkına bile varmadı. Uyumak istiyordu, uyumak… Uyandığında tüm belirsizliğin dağıldığını görmek, hayat onu uykudayken nereye bırakmışsa, kalkıp ordan devam etmek istiyordu. Birileri birşeyler yapsa, uyutsalar onu…

Zaman neyi çözmemiş ki, hangi acı sonsuza kadar sürmüş ki? Sonraki günler, içinde büyük bir sessizlikle, büyük bir kurulukla geçti, sadece nefes alıyordu, çok sevdiği kahvenin bile tadı, kokusu eskisi gibi değildi… Ağlamak bile zor geliyordu ona, parmağını dahi kıpırdatmadan içine gömülü günler, aylar geçirdi. Ve birgün diğer kadından gelen mesajı gördü telefonda, sadece git dedi adama, haketmiyorsun hiçbirşeyi, git… Adam gitti. Kapıyı kapattı ardından, mekanik adımlarla mutfağa gitti, içecek bişeyler hazırladı, televizyonu, ama büyük ekran olanı, açtı. Kendini de şaşırtan bir ilgiyle izledi filmi, film çok acıklı geldi ona nedense, gözyaşlarıyla oyuncuların gerçekliğini kutladı. Sonra sildi gözlerini, ertesi gün giyeceği kıyafetleri çıkardı dolaptan tek tek…

Yattı, uyudu…

Her geçen gün aşk sandığı duyguyla hesaplaşmasını sürdürdü.

Meğer ne çok dibe saklamış kendini yıllarca, dehşetle farketti. Sanki kendi kendine bir evlilik masalı yaratmıştı da onunla mutlu oluyormuş, adamla paylaşamadığı ne çok şey varmış içinde kalan. Şaşırdı, afalladı…Şaşırdıkça netleşti herşey…Beyni sanki bilinçaltına ittiği ne varsa dışarı kusuyordu tek tek. Bu adam mıydı sevdiği, kendine inanamadı, hayatındaki en önemli tutkularını bile paylaşamadığı bu adam mıydı hayatını bu hale getiren. Buna nasıl izin verdiğine inanamadı, bu kadar acıyı çekmesine anlam veremedi. Acımı çektim bitti artık, ben bunları haketmiyorum dedi tüm inancıyla. Aynanın karşısına geçti. Düzelecek herşey eskisinden güzel bir hayatın olacak, az güven, az cesaret, az onur, az kendinin farkında ol, silkelen bitsin artık….

Balkona çıktı, yağmur yağmış! Yıkanmış çamlarla karışık toprak

kokusunu ciğerlerine çekti keyifle. Orta şekerli bir türk

kahvesi yaptı sonra kendine. Kahve yudumunu ağzında !

tuttu, kokusunu tadını hissetti, hissedebilmenin keyfini sürdü, aylar sonra…

15 gün sonra adama bir mahkeme celbi ulaştı.

Hakedemediği hayattan çıkarılışını bildiren celbi okurken onun da aklına geldi vitrindeki çizik…

Düşlerimizde Kaldı Sevdamız

Gök yüzü zifiri karanlıkken , pembe bir dünyada el ele bu sevdanın içineydik dünyada el ele bu sevdanın içindeydik biz seninle ve hep birlikte olmaktı temennimiz. Pembe düşlerimiz vardı, içinde sadece ikimizin bulunduğu. Bu kısacık aşkımızda en güzel akşamları en güzel sevinçleri paylaştık. Sevmeyi öğretin sen bana. Yüzün gülerken, içinde mutlu olabileceğini öğrettin sen bana. Yüzün gülerken, içinde mutlu olabileceğini öğrettin. Yaşamanın seninle güzel olduğunu gösterdin.

Sevdim ben seni , kimsenin sevemeyeceği , can verip kan dahi olamayacak kadar çok. Uykularımızı paylaştık. Bir gece değil gecelerce uykusuz kaldık sevdamız için. Ben seni düşledim hep ışıl ışıl gözlerinle yanımda. Dünyalara sığmayacak aşkımızı küçük yüreklerimize sığdırdık. Ayrı geçen dünümüze yaşanmamış saydık. Hep birlikte olmalıydık biz , öyle güzel oluyordu hayat. Sözler verdik birbirimize , tutamayacağımızı bile bile. Bir sen söz vermedin sigarayı burkamayacağına. Oysa her eline alışında yüreğim hançerlendi benim. Çiçeğimdin sen , incinirsin boyun bükülür diye dokunmaya dahi kıyamazken ben , o seni zehirliyordu. Bir bunu anlatamadım sana.

Ayırmaya kalktılar bizi.kimse benim yüreğimi yakan sevdamı düşünmedi. Sensiz hayat yoktu, söz vermiştim sevdama , daha önemlisi sana. Yaşayamazdım , ikimizi içime gömüp seni bırakamazdım. Aldırış etmedim kimseye , ayrılmadım senden. Çünkü yaşarsam , senin için yaşarsam ,sevdam için yaşayacaktım.

Ama sonra sen beni istemedin bana sevdamın taşıyamayacağı şeyler söyledin. Yüreğimi hançerledin. Benim kadar düşüp “sevdiğim ne yapar?” demedin. Şimdi ise ayrıldığın ikinci yılında kara sevda oldu aşkımız. Sen beni unutmadın, benim seni unutma gibi bir çabam olmadı zaten .

Ama birlikte olmamız için çaba sarf etmemiz , dünyayı hiçe saymamız , boşuna. Düşlerimizde kaldı bizim sevdamız. Sözümüzü tutamadık. Sevdamız ve bir birimiz için yaşamadık.

Şimdi ikimizde başkaları için yaşıyoruz , sevdamız da sadece içimizde yaşıyor.

Ben sana söz vermiştim , sevdamla ve seninle yaşayacağıma. Sen kendi çıktın hayatımdan. Sevdam hala yaşıyor. Bir gün üzerine çimenler bitiğinde yine yaşıyor olacak sevdam. Beni öldürdüğün gibi onu öldürmedin. Sevdayı öldürmek kolay değil. Hiç öldüremesin ki zaten ..

Yalancı ve Sahtekar

Yalancı ve Sahtekar

Soğuk bir kış günüydü ve yerler bembeyazdı.Birbirimizi görünce yüreğimizi öyle bir sıcaklık kapladı ki ikimiz de aşk ateşiyle yanıyorduk artık.Günler birbirini kovalıyor ,saatler öylesine güzel geçiyordu ki zamanın farkına bile varmıyorduk.Bu güzellik onun benden sakladığı o kocaman yalanı öğrenene kadar devam etti.

Evet,o evliydi...Ve de çocuğu vardı. Benden bunu saklamıştı.Öğrendiğim o an dünya başıma yıkıldı.Kalbimdeki sızıyı tarif edemiyordum.Göz yaşlarım sel olmuş akıyordu.Gittim ,ondan uzaklaştım.Arkama bile bakmadım. Yüreğimdeki o büyük aşkla beraber ben de yok olmuştum.Bana yapılanları,söylenen yalanları kendime yakıştıramıyordum.Ama o benden vazgeçmemişti.Çok savaştı yeniden birlikte olmak için .Aileme kabul ettirmeyi başardım ve yeniden başladık.O eşinden ayrılmıştı.

Daha da kenetlenmiştik.İleriye yönelik planlar yapıyorduk.Hayaller kuruyorduk.Evlilik fikrini aileme de anlatmıştım.’Mutlu olacağına inanıyorsan sen istediğini yap dediler.Mutluydum.O küçücük yüreğim ’pıt pıt’ atıyordu.Ama yine ters giden bir şeyler vardı.O yine değişmişti ve benden uzaklaşıyordu.Buna dayanamayıp bitmesi gerektiğini söyledim ona.Tereddütsüz kabuk etti.Telefonlara yanıt vermiyor,beni aramıyordu. Doğum gününde onu aradım. Ama telefona çıkan bir kadındı. Yine yıkıldım. Öğrendim ki benden ayrıldığı süre içinde ikinci kez evlenmişti. Üstelik de ondan da kısa süre içinde ayrılmış sekreteri ile çıkmaya başlamıştı. Yaşadıklarıma inanamıyordum. Bu durumu birde aileme anlatmak vardı. Neyse ki onlar çok olgun davrandılar. Ama ben hala o yalancı insanı düşünüyordum. Aradan altı ay geçti kendimi zar zor toparlamıştım. Bir gün beni aradı.

Beni sevdiğini unutamadığı her şeyi unutup yeniden başlayabileceğimizi söyledi. O anda içimdeki büyük sevgi nefrete dönüştü. Ve onu reddettim. Şimdi ayrılığımızın yedinci ayındayız onu unutmadım. Hayatıma kimseyi sokmadım. Erkeklerden hep korktum. Yine aynı şeyleri yaşamak, yine aynı acıları çekmekten korktum. Biliyorum ki hayatımda kimse olmayacak. Çünkü o beni bu genç yaşımda hayata küstürdü, toprağa gömdü. Ona son sözüm şu: Bana bunları yaşattığın için hayatın boyunca sende mutlu olma.

yakuzasuskunnsa1

Martılar Siyah Baba - Ersin HOŞGENÇ


 

 

Köhne, tuzlu bir yaşamdan yazıyorum,
Merhaba diye başlamak istiyorum...
Gecenin berrak dökülüşü aklıma geliyor,
Usulca yanağıma kondurduğun busen
...ve yastığımın altına sıkıştırdığın gofret
Sonra, sonra annemden gizli bıraktığın harçlıklar...



Paylaşmanın buharı kızarmış bir tavukta,
Yeni fırından çıkmış birkaç pidede esiyor
...ve “Hadi oğlum kalk” diyen sesin
Kulaklarımda çınlıyor baba...
Yüreğimde yankılanıyor,
“Sizsiz boğazımdan geçmez” deyişin...




Elin midende, göğsün direksiyonda,
Bir gece yarısı mide kanaman
...ve bir sabaha karşı kaza haberin
Kulaklarımda çınlıyor
...ve ben daha beş yaşındayım baba
Yürek, kaşındaki derin izlerde boğuluyor...



Uzaklardan, ağların çekildiği derin mavilerden yazıyorum,
Pul pul hatıralar takılıyor gözlerime
Enginlerde kayboluyorum baba...
Şavkı vururken ayın, gecenin esrarına bir beyazlık düşüyor
Sen geliyorsun yüreğimin baş ucuna
...ve hiç gitmiyorsun baba...



Tuhaf, çok isterdin de, bir şiir yazamazdım sana,
Elim varmazdı kağıda, kaleme
Boğazıma bir şeyler sarılırdı,
Karabasanlar çökerdi yüreğime
Durur kalırdım taş gibi, kaskatı
Sonra, sonra içimden geçirirdim,
Bir gün, elbet bir gün yazarım diye...



Demek, gecenin dehlizlerinden ağlar çekilirken,
Ben deli divane sana susarken,
Düşerken yıldızlar pul pul ellerime,
İçimde derin sancıları çekerken
...ve sen, hudutsuz özleminle, gönlüme çökerken
Bu gece sana yazacakmışım baba...



Bir bisiklet için kurduğum hayallerde
Hep sen suçluydun çocuk yüreğimde...
Nerden bilebilirdim, yokluk mertliği bozar baba,
Yoksa hangi baba istemez? .. bir çocuğa
Gökkuşağına çengel atıp, bir sal yapıp kaydırmayı...



Yıllar geçiyor baba, yaşlılık saçlarına düşüyor,
Derin izler yüzüne, dökülen dişlerine
Kalbine vuruyor ve dizlerine yıllar...
Ömrün en orta yerindeyim baba,
Yıllar önce sen gibi, bir bisikletin yükü sırtımda,
Nerden bilebilirdim? .. yokluk adamlığı bozar baba...



“Yara en çok kanarken yakışırmış adama” diyorlar,
İçim almıyor tükenişleri, gidişleri
Burada olsaydın şimdi, anlatırdım
“Bir kıza sevdalandım” derdim,
Ellerim yine çok üşüyor baba,
Martılar neden böyle siyah baba? ..



Canım sıkılıyor, zırhlı birliklere teslim ettiğin gün,
“Yak bir sigara”, deyişin kulaklarımda ağrıyor,
Sen nasıl bir adamdın baba? ..
Yüreğin ne kadar engin,
Baba yüreğim kanıyor,
Duman duman hasret tütüyor her yanım baba...



Şimdi düşsem şu dalgalara boğulur muyum? ..
Yine tutar çıkartır mısın baba? ..
Yoksa duymaz mısın sessiz çığlıklarımı tuzlu sularda? ..
Martılar siyah baba, martılar siyah
Çığlıkları gecenin ahengini boğuyor baba
Baba, baba korkuyorum, tuzlu bir yaşamın arasında,
Martılar siyah baba, martılar siyah…


Şair : Murat İnce


Seslendiren :Ersin Hoşgenç

Erkekler Hep Yalnız Ağlar

 blume1121zg7

Günlerdir sınırında yaşıyoruz aşkın,

Günlerdir uçurumunda

Bu kaçıncı atışım kendimi Kollarından yalnızlığa

 blume1121zg7

Bu kaçıncı dargınlık,

Bu kaçıncı barışma?

Belli ki Sensizliğe sürgün artık bu gözler,

Sensizliğe sürgün bu dudaklar

 bu eller Şimdi yorgun bir çınar gibi

  blume1121zg7

kalbim Artık sana değil Sensizliğe yaslanacağım

Hoşça kal güz çiçeğim hoşça kal

Seni artık gözyaşlarınla ıslanmış Yastıklara bırakacağım.

 blume1121zg7

Oysa yıllarca Yemyeşil bir orman köyünde sakladım gözlerini

Dağ başlarında çoban ateşleri yaktım üşümeyesin diye Ellerine

kör gecelerin karanlığında sarıldım

Ve haykırdım En dipsiz kuyulara adını,

blume1121zg7 

Ezberlettim seni kurtlara kuşlara

Sense beni sokaklara vurdun

Ve en zehir şarkılara

blume1121zg7 

Bilirsin Rüzgâra bıçak

Yağmura ateş

Buluta kurşun işlemez

Sende öylesine vurdun ki beni

 blume1121zg7

Artık bana Hiçbir acı kâr etmez

Neylersin Önce melekler terk etti bizi

Sonra masmavi düşler

Öpüşler, gülüşler çiçekler

 blume1121zg7

Büyüsü kalmadı artık kavuşmaların

Bundan böyle Bizi her köşede

Bambaşka bir cehennem bekler

Sende bundan böyle

blume1121zg7 

İçi boş şarkılarla avut kendini

En ucuz şarkılarla yıka kirli ruhunu....

Açılırsın Taşlar yosuna sarılır bilirsin

blume1121zg7 

Sarmaşıklar duvarlara

Geceler karanlığa

Sende yalnızlığına sarılırsın

Ve kadınsın Ağlayabilirsin gönlünce

blume1121zg7 

Gözyaşların pınarlar misali çağlar

Ama unutma ki erkeğim ben

Ve erkekler hep yalnız ağlar

Evet Seni Kovuyorum Defolllllll!!

   wwwonlinerws42qt0ps4   
Defoooool! ....

Seni kovuyorum! ...

Ne o? .. Şaşırdın mı? ! ..

Niye ki?

Haaa! .. Doğru ya! .. Sen burada değilsin ve ben “burada olmayan birini nasıl kovabilirim” değil mi? ?

Haklısın haklı olmasına da, burada olmaman kimin umurunda?

Sende buraya gelecek yüz yok ki! .. Ve hatta cesaret..

Gelsen; suratına tüküreceğimi bilirsin, hani utanmasan bile ağrına gider bu tükürük! ..

Gerçi “neden ağrına gider” onu da bilmem ya! ..

“Gururum” falan deme! .. Ederim senin gururuna..

“Haysiyeti olmayan gafil” gururu neylesin? !

Haa bu arada, “haysiyet” ne demektir bilmiyorsan bi zahmet Türkçe sözlüğe göz at! ..

13zr61pg77gi

Seni kovuyorum diyorsam kovmuşumdur, şaşırıp gelmeye kalkma! ..

Hani tesadüf bu ya, karşılaşırsak bir yerlerde, nefes bile alma.

Duyarım muyarım neme lazım dikkatli ol! ..

Senin için hissettiğim ve yaşattığım duygularım tükenip kaybolurken, yerlerini dolduran” kin, nefret, husumet, adavet ve düşmanlık” dolu hissiyatım henüz bana çok yabancı ve bunlar beni nasıl etkiler, nasıl davranırım bilemem! ..

Hakaret edebilirim, küfredebilirim ama “özür dilemem! ..”

Sana şu yada bu sebeple saygım bile kalmamış! .. Ya da bir başka deyişle “saygınlığın” kalmamış! ..

Bende bitmiş, eriyip tükenmişsin.…

O yüzdendir ki; burada olup olmamanın zerre kadar ehemmiyeti yok! .. Uzakta da olsan kovuyorum seni.

Yüreğimden, gönlümden, aklımdan, fikrimden, anılarımdan ve tüm duygularımdan kovuyorum..

Gelecek olduğun adresleri siliyorum tabelalardan, sokak isimlerini, caddeleri değiştiriyorum.

 1308738336f

Geçmiş zamanlara “gelmemiş” zamanların hakimiyetini giydiriyorum..

İçinde senin olduğun “ bütün kırık hayalleri” dinamitleyip imha ediyor ve erişemeyeceğin derinliklere gömüyorum.

Ve bütün delikanlılığım ve basiretimle ayağa kalkarak gözlerimi ufuk çizgisine dikiyor ve kaşlarımı çatarak avazım çıktığı kadar öfaaale bağırıyorum;

Defooooooooooooool! ......

Bu haykırış “sana çarpmadan” yankılanmaz gayrı.

Sen onu duymasan da “o” seni er geç bulur! .

Bu dünya da işimiz kalmadı seninle ya, ahirette ne olur onu da Mevla’m bilir! ..

Hakkımı helal etmeyeceğimi dip not olarak vermiştim zaten

Sana “gülüm” dedikçe dikenlerinle, “gül yüzlüm” dedikçe maskelerinle, “her şeyim” dedikçe hiç’liğinle, “meleğim” dedikçe şeytanlığınla, “hayatım” dedikçe ızdırabınla, kısaca; ne dediysem aaaatıyla karşılaştım ve işin asıl kötüsü ben seni “insan” sanmıştım! ..... Evet burada yoktun belki, ama anıların buradaydı, kokuların, tebessümün, hayalin yani “bütün yalanların” buradaydı! ...

İşte o yüzden kovdum seni ve sana dair ne varsa! ..

Dileğim o ki; artık gölgen bile düşmesin benim olduğum yerlere, hele selamın sabahın, hiç! ..

Gönlünde bir yerlerde, belki karanlık ve izbe bir kuytuda bana dair kim bilir ne kadar “keşke’lerin” var! ..

Ben bilirim ne olduğunu, bilirim de diyemem işte! ..

Olsun söyleyemesem de sen anlıyorsun ya, işte bu bana yeter! ..

Lakin bana yettiği gibi ömrünün sonuna kadar “seni kahretmeye de” yeter! ..

Fantasy1

Ben nevbaharını tüketmiştim bana ait ömrün ve şimdi sen; hayatının güz’ünü yani sonbaharını kaybediyorsun! ..

Seni “korkularınla” baş başa bırakıyorum, kaldı ki; hayatın boyunca en çok sevdiğin duygu buydu senin, bak onu almıyorum(!) elinden! ..

Sana da yakışıyor yani! ..

Hâlbuki neler var dilimin ucunda, zehir zemberek, yüreğini derinden acıtacak, için için kanatacak, bana lanetler okutacak! ..

Var da; kalsın şimdilik, değmez be, gerek de yok! ..

En azından “şimdilik! ..”

Unutmadan; eskiden seni düşünmekten uyku girmezdi gözlerime uyuyamazdım, şimdi ise “rüyama girme” diye çok tedirgin uyuyorum.. Umarım girmezsin! ..

Evet! .. Seni kovuyorum..

Ve kovduğum birini “anmaya da” utanıyorum! ..

Her şeyi unut ve sadece “şu ses” kalsın kulaklarında;

Defooooooooooooooooooool! ....

Avuçlarına Bırakırsam Kalbimi Ruhun Yok Olur

495m98apwxdih33xp3  
Zamanın bir yerinde hiç bitmemesi dileği ile başladı her şey.
Her şeyin bittiği gibi aşkta bitiyordu günün bir vaktinde.

Bitmesin istedi, gitmemesini diledi,

Yollar ikiye ayrılmasın dedi…

Bir gün…

 495m98apwxdih33xp3

Düştü yağmur gökten, yağmurun hasretiyle yanan toprağa.

O karmakarışık, gürültülü sesler bir anda sessizliğe teslim oldu.

Sadece toprakla yağmurun sesi vardı. Buluşmalarının sessiz ahengi…

Bir daha düştü yağmur. Sessizliğin sesi etrafta yankılandı. Sessizlik…

495m98apwxdih33xp3 

Tek sesleri sessizlikti…

Yarenine kavuşan toprak sevincinden şaha kalktı. Havalandı bekleyemedi yerde…

Yükseldi yağmuru ile bütünlendi. Bütünleştikçe yağmuru ile özleminin sessizliği daha da büyüdü.

Sessizlik. Usul, usul akıyordu yağmur toprağına.

Ve geldiği gibi gitti. Gürültüler arasında bıraktı yağmur toprağını.

 495m98apwxdih33xp3

‘Bir varmış, bir yokmuş masallar neden böyle sessiz yaşanır’ dedi, gitti…

‘Doyamadım’ dedi, gitti…

Herkes yanlış biliyor ‘ toprağı ile bütünleşen yağmurun kokusunu herkes toprağın kokusu’ sanıyor…

495m98apwxdih33xp3 

Herkes yanlış biliyor tıpkı benim aşkı yanlış bildiğim, masalları bilmediğim gibi…

Sabahlar ayrılık için nöbette…

Avuçlarına bırakırsam kalbimi ruhun yok olur…

495m98apwxdih33xp3

İşte O Zaman Ağlayacaksın

Benden ayrilip tek basina kalinca,

Acilarin,dertlerin cogalinca,

Sende beni birgün anlayacaksin,

Iste o zaman AGLAYACAKSIN.

Eski albümlerde beni arayacaksin,

Sararmis bir resimde olacak,

Gözlerin yasla dolu dolu bakacaksin,

Iste o zaman AGLAYACAKSIN

Her gece yarisi titreyerek uyanacaksin,

Yaptiklarin aklina gelecek,

Neler yaptigini anlayacaksin,

Iste o zaman AGLAYACAKSIN

Gün gelir oturursun nikah masasina,

Mutluluk hayaliyle atsanda imza,

Beyazlar icinde yapacagin o ilk dansda,

Ben gelecegim aklina iste o zaman AGLAYACAKSIN.

UNUTMAZ UNUTAMAZ BANA VERDIGI YEMINLER

sokak sokak dolasirken ararim gözlerini

her gözlere bakarken kurarim hayalini

adim adim yürürkün rastlarim izlerine

sorarim herkeze sevdigim nerede

UNUTMAZ UNUTAMAZ BANA VERDIGI YEMINLER

BANA BUNU YAPAMAZ HADI CEK GIT DÖNME GERI

HANI BANA DERDINYA BENI COK SEVDIGINI

KENDINE IYI BAK USULCA CEKILIRIM GERI:::

Ama Gidemezsin

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Şiir
Zirve1 en iyi Türk Siteleri
Zirve1 en iyi Türk Siteleri

Zirve100
Toplist